119 Asal Mı? Bir Sayının Duygusal Yolculuğu
Kayseri’nin soğuk sokaklarında, her şeyin bir anlamı olduğunu düşündüğüm bir günde, zihnimde beliren bir soru beni derin bir düşünceye sevk etti: 119 asal mı? Yavaşça yürüyordum, adımlarımın sesi karlı kaldırımda yankı yapıyordu. O gün, bir arayış içinde olduğum bir gündü; belki de bu sorunun cevabı, o kadar da önemli değildi. Ama neden olduğunu bilmeden, zihnime saplanan bir ok gibi bu sayı takılı kalmıştı.
O an, sanki bir şeyler eksikti. Bir eksiklik vardı, ama tam olarak neydi? Yavaşça kafamı kaldırdım, etrafıma bakındım. Kayseri’nin soğuk havası yüzümü çarparken, bir yanda köşe başındaki çay ocağından gelen dumanı gördüm. İçeri girmedim. Çünkü dışarıda, bu dünya kadar büyük ama o kadar da yalnız hissettiren sokaklarda, bir anlam arayışı içinde kaybolmuştum.
Sayılarla Büyümek
Çocukken hep sayılarla barışık olduğumu düşünmüştüm. Babamın öğretmen olduğu yıllarda, sabahları ona eşlik ederken matematik kitaplarıyla haşır neşir olurdum. Sayılar bana hep bir güven vermiştir. Onlar netti, kesinlerdi; tıpkı annemin elinden çıkan yemekler gibi… Kayseri’nin taş yolları gibi katı, ama bir o kadar da bir araya getirici.
O zamanlar, her sayının bir sırrı olduğunu hissediyordum. 1 ile 10 arasındaki sayılar çocukluğumun en temel taşlarıydı. Hatta bir ara, ‘asal sayılar’ diye bir şey öğrendiğimde büyülenmiştim. Bu sayılar, kendisi dışında hiçbir sayıya bölünemeyen, tek başına ayakta duran varlıklardı. Onlar diğerlerinden farklıydı, gizemliydiler. Öyle ki, bir asal sayı ile bir insanın karşılaştığı an arasında bir paralellik kurmam hiç de zor olmamıştı.
Bu yüzden 119’a takıldım. Yavaşça yürürken, 119’un bir asal sayı olup olmadığını düşündüm. Hızla aklımdan geçirdiğim hesaplamalar, bana 119’un asal olmadığı cevabını verdi. 119, 7’ye ve 17’ye bölünebiliyordu. Ama bir şekilde, bu sonuca varmak beni hayal kırıklığına uğrattı.
119’un Sırrı
Hayal kırıklığı, bazen gözlerimden kaçan bir şey gibi gelir. Kendimi olduğum yerden bir adım daha uzak, bir adım daha yalnız hissediyorum. Ve 119’un asal olmadığını anlamamla, işte bu duygu beni sardı. Kafamın içinde “Bir asal sayıyı bulmak, kendi hayatını da bulmak gibidir,” diye düşündüm. Bu kadar basit bir soruyu sorarken, gerçekte içimde büyük bir boşluğu büyütüyordum.
Aslında bu kadar büyük bir boşluk, çocukken hep hissettiğim türden bir boşluktu. Çocukken annem ve babam arasında beliren soğuk duvarları hissettiğim zamanlardaki gibi. Hani o zamanlar, bir şeylerin eksik olduğunu ama tam olarak ne olduğunu bilemediğim o zor zamanlar vardı. Benim için 119 da tam olarak böyle bir şeydi; yüzeyde beliren bir soru, ancak altında karmaşık ve yorucu bir cevapsızlık.
O kadar uzun zaman oldu ki, eksiklik duygusu bir şekilde içime işlemişti. 119’un asal olmadığı bilgisini aldıktan sonra bu eksiklik biraz daha yoğunlaştı. O an, bu sayı aslında bir şeyin simgesi gibiydi. Yalnızca bir matematiksel işlem değildi, çok daha derindi. “Bir şeylerin doğru gitmediği,” birisinin “düşüncelerine takıldığı” bir simgeydi.
Bir Anlık Duraklama
Kayseri’de, bir kafe vardı, çok sevdiğim bir yerdi. Bir zamanlar, arkadaşlarımla bir araya geldiğimizde gittiğimiz, bol kahkahalarla dolu sohbetler yaptığımız yerdi. Ama bu sefer yalnızdım. Bir köşede oturmuş, bir yandan sıcak çayımla ısınmaya çalışırken, bir yandan da 119’un asal olup olmadığına dair düşüncelerimle boğuşuyordum.
Gerçekten de asal olmayan bir sayıyı bu kadar derin düşünmek ne kadar gereksizdi? Bir yandan içimde bu sorunun cevabını öğrenme isteği vardı, diğer yandan “Neden bu kadar takıldım?” diyordum. Bu, bir tür isyan gibiydi. Hayatımda her şeyin nedenini çözmeye çalışırken, bu basit soru, bana boşlukların ve cevapsızlıkların nasıl biriktiğini gösterdi.
Ama belki de o gün, 119’un asal olmaması, bir anlamda bana hayatın sürekli değişen, kesin olmayan yönlerini de hatırlatıyordu. Her şeyin doğru olmadığını, bazen eksikliklerin de bir parçası olduğunu… Hayatın her anında bir doğruluk ya da yanlışlık bulmaya çalışmak, aslında o anı kaçırmak demekti.
Hayal Kırıklığı ve Umut
Bir yandan, Kayseri’nin sessizliğinde bu soruya takılıp kalırken, bir diğer yandan yaşadığım hayal kırıklığını anlamaya çalışıyordum. Bu sayı, tıpkı hayat gibi bir eksiklikti ve belki de bu yüzden o kadar içimi sızlatmıştı. Bir şeyin eksik olması, hepimizin hayatlarında olan bir şey değil mi? Bir duygunun eksikliği, bir insanın içindeki boşluk, zaman zaman hayatı daha yoğun, daha keskin yaşatıyor.
Ama her hayal kırıklığı bir umutla birleşmeli. Belki 119’un asal olmaması, aslında bana eksikliklerin ve boşlukların da bir parçası olduğumuzu hatırlatıyordu. Yalnızca kusursuz olanın güzel olamayacağı gibi, kusurlu ve eksik olanlar da bir şekilde hayatta yerini bulmalıydı.
Bir anda, kafamda bir ışık yandı. Belki de bu sayılar, bu hesaplamalar, aslında hayatta her şeyin bir araya gelmesinin ne kadar karmaşık olduğunu gösteriyordu. Bazen bir şeyin eksik olması, gerçekte her şeyin tam olduğu anlamına gelir.
Kayseri’nin soğuk sokaklarında, 119’un asal olmadığını öğrendiğim o gün, yalnızca sayılara takılıp kalmadım. Bu, hayatın aslında çok daha derin, çok daha incelikli bir şey olduğunu anlamama vesile oldu. Bazen soruların yanıtları bile eksik olabilir, ama bu eksiklikler de birer tamamlayıcı parçadır.
Sonuç: Bir Sayının Gerçekten Önemi Var Mı?
Sonunda 119’un asal olmadığını kabul ettim. Ama o gün, aslında cevapsız bir soruya takılmanın bana ne kadar fazla şey öğrettiğini fark ettim. Belki 119 asal bir sayı değildi, ama o sayı bana, hayatın eksikliklerinin de bir anlam taşıdığını gösterdi. Sayılar, matematiksel birer dil olabilir, ama duygusal olarak da birer yansıma haline gelebilirler. Sonuçta, hayatta eksik olan her şey, belki de tamamlanması gereken bir şeyin başlangıcıdır.